Davranış Tedavisi ile Eğitim Arasındaki Farklar

Aileler köpek ya da kedilerinde davranışsal herhangi bir sorun gözlemlediklerinde, eğitim ile bu sorunların çözüleceğini düşünürler, insanları daha rahat anlayabileceğiniz için her aşamada insanda olsa ne yapılır bu konuda örnek vererek anlatacağım. Davranışsal bir sorun yaşadığımızda eğitimle çare aramak, saldıran, öfkelenen, sinirlenen, elini kolunu ısıran, bağıran bir insanı, öğretmene ya da antronöre götürmekten farkı yok. Öğretmen bir çok sınavda çok iyi derece yapmış, hayatı boyunca hiç sinirlenmemiş, saldırmamış, çok efendi bir çocuk yetiştirmiş olabilir. Antrenör farklı branşlarda çok başarılı ve efendi, saygılı birey yetiştirmiş olabilir ya da komşumuz çok iyi çocuklara sahip olabilir ve hatta arada başka komşu çocuklarına da bakıyor olabilir fakat sorun yaşayan insanın çözüm noktası klinik psikolog ya da psikiyatristdir.

Eğitimde sadece belirli komutların, davranış kalıplarının ne şartla olursa olsun yapılması istenir, bunun için yarışmalar yapılır, kurslar verilir, sertifikalar dağıtılır, eğitimde başarılardan sonra köpeklerin ya da kedilerin akıbeti konusunda takip, kontrol, bu eğitimle hayvanın psikolojisi etkilenmiş mi bakılmaz. Davranış tedavisinde, davranış belirli fizyolojik ve/veya psikolojik durumların sonucudur. Sonuca müdahale etmek sadece ailelerin isteklerini yerine getirirken, hayvanların fizyolojik ya da psikolojik durumlarında herhangi bir değişime yol açmayacaktır. Bu da soruna neden olan durumu değiştirmek yerine üstün körü ortaya çıkan sorunu görünmez hale getirecektir.

Örneklemek gerekirse, bir canavar var, ondan korkuyorsunuz, etrafınız da sizin bu canavardan korkmanız nedeniyle sizin ağlama, bağırma, sinme ve uykudan uyanma davranışlarınzdan şikayetçi, bu davranışların ortadan kalkmasını istiyor. Farklı teknikler kullanarak, canavarı gördüğünüzde, düşündüğünüzde ya da birini canavar zannettiğinizde, ağlıyorsunuz ve biri gelip sizin nefesiniz kesiyor, vuruyor, elektrik veriyor ya da üzerinize su atıyor(bunlardan birini yapıyor), siz artık canavarı gördüğünüzde ağlamayı bağırmayı bırakabilirsiniz, fakat korkunuz geçmeyeceği gibi idrar kaçırabilirsiniz, ne zaman canavar ortaya çıkacak diye endişelenebilirsiniz, canavarı düşününce titreyebilirsiniz, elinizi falan ısırır kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız, canavar gelmesin diye içinizden 1000e kadar sayarsınız, etrafınızda dönersiniz vs, etrafınızdakilerin rahatsızlığı ortadan kalkacaktır fakat siz hala canavardan korkuyorsunuz hatta sorunlarınız da arttı…

Burada çözüm canavardan korkunuzu bitirme ya da azaltmaya yönelik duygu ve beyninizdeki algıyı canavardan korkmamaya yönelik değiştirerek, canavar gördüğünüzde bağırmama, ağlamama, sinmeme, uykudan uyanmama vs gibi ortaya çıkan davranışlarınızın ortaya çıkmasını ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır.

Davranış problemi yaşayan bir hayvanın, psikolojik/psikiyatrik sağlığının bozuk olması da kaçınılmazdır. Eğitimle bu sorun aşılamaz.

Eğitim çoğunlukla sahiplerin/bakım sağlayan kişilerin isteklerini öncelik alırken, davranış tedavisinde özne ‘’hayvan’’dır. Öncelik hayvanın psikolojik ve fizyolojik sağlıdır. Çünkü hekimin de öncelikli görevi budur. Bu sağlığı bozacak her türlü girişim hem mesleği etik açısından yanlış hem de hayvan sağlığı açısından kabul edilemez düzeyde yanlıştır.

Bu davranış tedavi yöntemleri fizyoloji, psikoloji,biyokimya, farmakoloji(ilaç bilimi), dahiliye, cerrahi vs gibi hekimlik ve psikoloji konusunda akademik bilgi ile harmanlanarak oluşturulan bilgiler kullanılarak sonuca  ulaştırılır.

Bu davranış tedavisi yöntemleri ancak, hekimlik ve/veya psikoloji alanında akademik eğitim almış kişiler tarafından uygulanabilir(ülkemizde hayvanlara tedavi yetkisi sadece veteriner hekimlere verilmiştir), çünkü hayvan demek duyguları, zihni, düşüncesi, hissi olan canlılardır, onları makine gibi değiştirmeye çalışmak doğru olmaz.

Hayvanların ülkemizde bir malzeme olarak görülüp, değersizleştirilip, profesyonel yardım almalarının önlenmesi ancak hayvanlara bakan kişilerin bilinçlenmesi ve doğru bilgilerle donanması ile olacaktır.

Tüm canlılara sağlıklar dilerim…

 

Veteriner Hekim – Hayvan Davranış Uzmanı

Gökhan DURUKAN

Köpeklerde Kişilik Özellikleri Nelerdir?

Hepinizin merak ettiği bir soru, köpeklerin kişiliği var mı, her köpek aynı mıdır? Köpeklerle yeterli vakit geçirmiş insanlar için cevap tabi ki de ”evet”.

Bilim de köpeklerde kişilik olduğunu söylüyor. Yapılan deneysel çalışmalarda köpeklerin farklı kişilik özellikleri olduğu bildirilmiştir. Bu özelliklere değinmeden önce belirtilmesi gereken önemli bir konu, köpeklerin kişilik özellikleri köpeklere özel olarak düşünülmesi gerektiği, insanlaştırılma(antropomorfizm) ile karıştırılmaması hususuna dikkat edilmesidir. Çünkü insanlar tüm canlıları kendi düşünce ve duyularıyla biçimlendirme konusunda ustadırlar, bir çok canlıya köpeğe de dahil olmak üzere insan özellikleri atfederek onları anlamaya çalışırız, bu da onları yanlış anlamamıza ve onlara yanlış davranmamıza ve böylece karşılıklı çatışma yaşamamıza neden olmaktadır, köpeklerde görülen davranış bozukluklarının önemli bir kısmı bu çatışmalardan doğmaktadır. Bu nedenle köpeklerin kişilikleri düşüncelere, yorumlara ve varsayımlara dayandırılmadan, davranışsal gözlemlere dayandırılmalıdır.

Yapılan bir diğer yanlışluk, bir durumda saldırganlık davranışı gösteren bir köpeğe saldırgan kişilik özelliği atfedilmesi ya da bir uyarandan(insan, kedi, olay, ses vs) korkan köpeğe korkak denmesi doğru olmamaktadır. Köpek farklı durum, olay ve zamanlarda aynı duruma farklı tepkiler verebilir Davranış değiştirme teknikleri ya da diğer tedavi metotları kullanılarak değiştirilebilecek bir davranış, kişilik özelliği değil, davranışsal bir cevaptır. Bu nedenle kişilik özellikleri için, köpeğin değişkenlere bağlı kalmaksızın genel davranışsal cevap stratejileri olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Köpeklerle yapılan bazı çalışmalarda köpeklerin kişilik özelliklerini oluşturan bazı özellikler ortaya atılmışıtır. Bunlar, korksuz/meraklı, agresiflik, tepkisel ya da heyecanlı, sosyal, oyuncu, eğitime yatkın, avcılık, kişilik özellikleri olduğu belirtilmiştir.

Buradan görüleceği gibi, bir çok insanın benim köpeğim şımarık, çocuksu, inatçı, laf dinlemez vs gibi antropomorfik kişilik özellikleri atfetmeleri doğru değildir ve köpekle insan arasında çatışmaya neden olması potansiyel bir hatalı yaklaşıma yol açmaktadır.

Kaynak: DURUKAN G. (2018), İnsan-Köpek Etkileşimi: Evcilleştirme, Sosyal Yapı, Biliş ve Davranış Bozuklukları, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü

dog_personality

Köpeklerde Kısırlaştırma Davranış Bozukluklarında Çözüm müdür?

Halk arasında kısırlaştırma olarak tabir edilen, kastrasyon, orşidektomi yani testislerin uzaklaştırılması ya da kimyasal kastrasyon yoluyla kalıcı olarak yapılan radikal yani geri dönüşümsüz bir uygulamadır.

Erkek köpekler arasında patolojik olmayan kavgalar sadece puberta döneminde genç köpeklerin arasında ve seyrek olarak ortaya çıktığı fakat bunun da öldürücü olmadığı vahşi köpeklerle ya da başıboş köpeklerle yapılan çalışmalarla bilimsel olarak ortaya konmuştur.

Erkek köpekler saldırganlık, nispi olarak dişilere göre daha fazla gözlemlenmektedir. Fakat bunda testosteronun rolü bilimsel olarak belli ve net değildir. Bu oranın sosyal yapı, zihinsel farklılıklar gibi başka sebepler nedeniyle de ortaya çıkmış olması muhtemeldir.

Yapılan geniş kapsamlı deneysel çalışmalarda erkek köpeklerin kastrasyon sonrası saldırganlıklarında kesinlikle azalma görülmezken, yapılan çalışmaların bazılarında kastrasyon sonrası erkek köpeklerde korku ve anksiyete ilişkili saldırgan davranışlarda %25 oranında artış bulunmuştur ve sadece bazı köpeklerde nispi olarak hareketlilikte azalma meydana gelmektedir fakat bu oran sağlıklı köpeklerdeki hareketlilik açısından önemli düzeyde farklı değildir.

Buradan çıkarılması gereken sonuç şudur; kastrasyon saldırganlığı kesinlikle azaltmaz, kastrasyon sonrası sağlıklı her 4 köpekten 1’inde saldırganlık artma ihtimali vardır.

Bu sonuçlara göre davranışsal açıdan kastrasyonun faydası yoktur, üreme açısından da sokak köpeklerinde saldırganlığı arttırabileceği göz önünde bulundurulmalı, riski faktörüne göre kastrasyon önerilmeli, gerekirse bu deneysel sonuçlar göz önüne alınıp, üretken olan dişilerin strelizasyonu sağlanması yoluyla halk sağlığı ve başıboş köpeklerin üremesi kontrol altına alınmaldır.

Ayrıca genel sağlık açısından tümöral oluşumlar ve testosteron fazlalığına bağlı hormonel bozukluklara yol açması durumda testislerin de tedavi amaçlı uzaklaştırılabileceği bilinmelidir. Fakat veteriner hekim olarak önerim, kansere neden olan diğer etkenler dikkate alındığında testislerin varlığı ve testosteron tümöral risk açısından stres, kötü hava koşulları, serbest radikaller, kimyasallar, kötü beslenme gibi faktörler göz önüne alındığında önemli derece tümöral etkisi diğer faktörlerden yok denecek kadar azdır.

Gökhan DURUKAN, Veteriner Hekim, MScDog-Dog_Guide-A_Golden_Retriever_wearing_an_Elizabethan_Collar

Kedilerde İndoorosis: Ev Yaşamına Bağlı Hastalıklar

 

Kediler 14 bin yıl önce insanlarla yaşama adapte olmak için evcilleştirilmeye başlamışlar. Çoğu bilim insanı tarafından bu evcilleştirme ve evrim hala devam etmektedir.

Çoğu kedi doğal ortamlarında gün içerisinde av yapar, beslenir, dinlenir, uyur, uyanır ve tekrar döngüye başlar.

Evde yaşayan kediler, av yapmadıkları için beslenir, dinlenir, uyur, uyanır, daha az hareket ederler, daha az hareket ettikleri için ve fakat yine de evrimsel olarak beslenme konusunda av yapmıyorum ama yine de besleneceğim gıdalar var neden beslenmeyim diyip gıda alamayacakları duruma tüm canlılardaki yağ depolayarak hazırlandıkları için kilo artışına neden olmaktadır. Bunun çaresi gıdasını kısmak olmamakta, gıdası kısılan kediler stres nedeniyle miyavlama, gerginlik yaşadıkları için aileyi rahatsız edebilmektedir. Ayrıca kedilere öğün şeklinde mama verildiğinde doğal beslenme sayıları azalabileceği için bu da farklı metabolik değişikliklerde yağ depolanması arttırmaktadır. Uzun süre açlık kan glikoz düşüklüğü nedeniyle canlıda yağ depolanmasını arttırır ve kilo artışına sebep olur.

Bu nedenle kediler günde 5-13 arası öğün yaparak doğal yaşamda az yağlı çok daha kaslı bir yapıya bedene sahiptir. Kilo problemini çözmek için kediler öğün kısıtlaması yapılmamalıdır.

Bunun için kedilerimize gıdalarını etkinlikli beslenme oyuncakları ile sunmalıyız. Bunun için Kong Cat Wobbler çok ideal, kedimizin günlük gıda ihtiyacını bu oyuncağın içine doldurarak tüm gün av güdüsünü tatmin edip hahareket ederek beslenmesine hem yavaş yemesine yardımcı olmaktadır.

Bunun haricinde ev içinde çevre zenginleştirilmesi çok önemlidir. Bir kedi için evde olması gereken malzemeler, kedi tuvaleti, su kapları, beslenme kapları – oyuncakları, etkileşimli oyuncaklar, tırmalama tahtası, kedi ağaçları ve kedi için özel alanlar mutlaka bulundurulmalıdır.

Ev kedilerinde hareket azlığı, tuvalet, su, mama kaplarının uygunsuz yerleşimi ile bağlantılı, kilo problemleri ve beslenme davranış bozuklukları, alt idrar yolu hastalıkları, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları, saldırganlıklar, tuvalet bozuklukları, ev üyelerine ya da diğer kedi/köpeklere karşı saldırganlık, aşırı vokalizasyon gibi, ev ortamında hem kediyi rahatsız eden hem de aileyi rahatsız eden durumlar ortaya çıkmaktadır.

Veteriner Hekim Gökhan DURUKAN

 

Köpek ve Kediler için Ölümcül Olabilecek Gıdalar

Bizlerin rahatlıkla yediği bazı gıdaları köpek ya da kediler yediğinde ölümcül organ yetmezliklerine, beyin hasarlarına neden olabileceğini bilmemiz gerekir.

Çok detaylı mekanizmalarla köpek ve kedilerde zehirlenmelere neden olabileceği için bu gıdaları köpek ve kedilerin ulaşmasına imkan verilememeli ve bu gıdaları yediğini düşündüğünüz hayvanlar için lütfen hemen veteriner hekiminizle iletişime geçiniz.

Bu gıdalar nelerdir?

  1. Xylitol içeren gıdalar, özellikle şekersiz ve tatlandırıcılı ürünlerde bulunur. Örneğin sakızlar ve şekerler.
  2. Çikolata/  Kakao 

    Her türlü çikolata aynı miktarda zehirli olmasa da, tüm çikolata ürünlerinden uzak tutmanızda fayda var.

  3. Her türlü çikolata aynı miktarda zehirli olmasa da, tüm çikolata ürünlerinden uzak tutmanızda fayda var.
  4. Kuru Soğan
  5. Taze Soğan
  6. Şerbetçi otu
  7. Sarımsak
  8. Pırasa
  9. Üzüm ve kuru üzüm
  10. Yağlı ve kızartılmış ürünler
  11. Makademya fındığı, ülkemizde çok yaygın olmasa da bilinmesi gerekir.
  12. Avokado
  13. Alkol ve alkollü ürünler
  14. Kahve ve Çay

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaynak: C. Cortinovis and F. Caloni,  Household Food Items Toxic to Dogs and Cats, Front Vet Sci. 2016; 3: 26.